DatçaRota

Datça’daki İlk Ayımız

Datça’ya taşınalı yaklaşık 1 ay oldu.  O kadar yoğun ve yorucu bir dönemdi ki anlatamam. Öyle her şey toz pembe geçmedi. Büyük mutlulukların yanında büyük krizler de yaşandı elbette.

En büyük krizimiz kediler! Evet bildiğimiz kedi. Bizim bunca zaman tek hayalimiz müstakil bahçeli evde oturmaktı ama biz hiç kedi, köpeği ; börtü böceği düşünmemiştik. Biz çift olarak kedi sevmiyoruz ve taşındığımız evde bizden önceki kiracı kedi besliyormuş. Ve kedisini bırakıp gitmiş. Kedi de eve girmek istiyor sürekli doğal olarak. Bir de yan komşumuz da birkaç tane kedi beslediği için etraf kedi kaynıyor. Ve bu durum bizi biraz zorluyor. Evin hiç bir yerinde sineklik de olmadığı için sürekli kedi kovalamakla geçti ilk zamanlar. Hatta kovalamaca hala devam ediyor 🙂

Neyse ki ev sahibi sineklik yaptırmayı kabul etti de yakın zamanda bu dertten kurtulacağız.

Bir diğer dert ev müstakil olunca evin işi hiç bitmiyor ve ev hiç temiz kalmıyormuş. Bir de eski kiracı sağolsun geldiğimizde ev ağlanacak haldeydi. Benim gibi obsesif bir insan için bu durum ilk etapta kolay kabul edilebilir olmadı tabi 🙂 Ama gün geçtikçe ve düzen oturdukça bu konuda da bir sorunumuz kalmadı.

Son derdimiz ise evin merkeze uzak olması. Bu konu Uğur için hiç bir zaman sorun olmadı; aksine o gayet memnundu. Ben ise ev konusunda kesinlikle onunla aynı şeyleri düşünüyordum fakat merkezden uzak olma fikri biraz canımı sıkıyordu ilk başlarda. Ama sonradan fark ettim ki merkezde olsaydı böyle sakin ve huzurlu bir ortam olmazdı. Bu özel alanı merkezde  bulmak mümkün değil. Bu yüzden artık bu da sorun yaptığım bir şey değil hatta ben de artık tadını çıkarmaya başladım fazlasıyla.

Uğur için de tek sıkıntı dublex evin temizlik zorluğu. 2 kat olduğundan 2 ev temizliyomuşuz gibi geliyormuş ona 🙂 Ayrıca etraf tarla olduğundan haftada 1 temizlik yetmiyor artık. Bu yüzden mutsuz biraz kendisi 🙂

Bu kadar olumsuzluktan sonra gelelim güzelliklere 🙂

İstanbul’dan sonra burada yaşıyor olma fikri ilk zamanlar hala hayal gibiydi. Hatta tatile gelmişiz de geri döneceğiz gibi hissediyorduk. Günler o kadar sakin ve keyif dolu geçiyor ki insan hep böyle yaşamak nasıl olur diyor kendine.

Evimize alıştık. Evimizin içi tam bir yuva oldu yine. Sıcacık ve huzurlu. Hatta kışın gerçekten sıcak olacak çünkü bir sobamız var artık. Sobada kestane pişirme hayali kuruyoruz şimdiden 🙂

Sırada bahçe işleri var. Onları da yeni yeni öğreniyoruz aslında 🙂 Ailelerimiz geldi bayramda. Onların da yardımıyla çimlerimizi biçtik, ağaçlarımızı budadık geçen hafta. Fesleğenimiz saksıya dikilip mutfak penceresinin önünde yerini aldı tam hayalimizde olduğu gibi. Sırada diğer çiçekler var artık.

Bahçemiz oldukça geniş. Birkaç tane meyve ağacımız var. Onlara güzel bakıp meyvelerini görmek umudumuz. Kalan boş kısım için de bostan yapma niyetindeyiz. Artık yeşilliğimizi, domates salatalığımızı yetiştirmenin zamanı geldi 🙂

Bir de pilates stüdyom var tabi. Tam istediğim gibi bir stüdyo yaptık Uğur’la birlikte. Ama onun ayrıntılarını ayrıca bir yazıda paylaşacağım 🙂

Burada günün en sevdiğim saati sabah erkenden. Güneş daha yeni doğmaya başlamışken verandayı yıkayarak başlıyorum güne. Ardından kahvemi yapıp oturuyorum doğaya karşı. Sessizlik içinde keyifle kahvemi içiyorum. Daha tam yapamadım ama bu rutine bir de meditasyon eklenince çok daha güzel olacak 🙂

Denize sabahları gidiyoruz genellikle. Kahvaltıdan önce yüzmek güzel oluyor. O saatte deniz de sakin insan da az oluyor hem. İstanbul’un karmaşasından ne kadar sıkıldıysak artık fazla insan kalabalık geliyor.

En önemlisi de insanlar. Mutlu, birbirine güvenen ve yardımsever insanlar. Kimse bisikletini kilitlemiyor mesela. Motorların üzerinde anahtarlar duruyor. Hatta evini de kilitlemiyor çoğu insan.

Herkes keyif için yaşıyor sanki. Sabah yürürken yanından geçen insan günaydın diyor mesela seni hiç tanımadığı halde. Yan komşumuz Işık abla memleketten gelen taze üzümlerden getiriyor, bir sürü tavsiye veriyor bize Datça’yla ilgili. Sitedeki Fevzi abi bahçesinden topladığı bir torba sebzeyi boşaltıyor ikinci gün masamıza. Bir kere gittiğin esnaf daha 5. dakikada artık seni tanıyıp hocam diye hitap etmeye başlıyor. Kimse stresle bir şeyler yapmıyor.

Burada her yerde yazan bir söz var ;

“Acelen varsa ne işin var Datça’da”

İlk duyduğumuzda gülümsediğimiz bir sözdü ama artık mottomuz olmaya başladı. Benim gibi tez canlı bir insan bile sakince, yorulmadan, kasmadan, keyfini çıkara çıkara bir şeyler yapabiliyormuş. Ben de akışa bıraktım burada kendimi. Böylesi daha keyifliymiş.

Çok şükür bu yenilik için.

 

Share:

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *