Datça’da yaşamaya başlayalı 2 ayı geçti artık. Yaz yavaş yavaş bitti ve sonbahar geldi. Yazın bitişi ilk kez canımı yakmadı sanırım 😂  Çünkü hala havalar tatlı tatlı içimizi ısıtmaya devam ediyor burada. Estiğinde üşütse de gündüz güneş varken keyfime diyecek yok. Hala denize giriyoruz mesela. Karadenizde doğup büyümüş ve ardından da hep soğuk memleketlerde yaşamış olan ben için bu resmen cennet. Daha da başka bir şey istemem bu hayattan artık 😇

İlk haftalardaki alışma sürecinden sonra çabuk uyum sağladık biz Datça’ya. Zaten bir avuç yer, uyum sağlamamak abes olurdu. Uyum sağlamanın yanında hayatımızda ve kendimde başlayan değişiklikler olmaya başladı. Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum size.

Kendimle ilgili ilk farkettiğim şey; bu doğal ve rahat yaşamın içine girince ben de bazı duvarlarımı yıktım hiç farkında olmadan. Hep ‘olması gerektiği gibi olan’ kalıplarımın esnediğini farkediyorum. Ve bunu farketmek beni gerçekten mutlu etti. Böyle çok daha keyifliymiş çünkü. Eskiden boş kaldığım bir vakitte bir iş daha halledeyim diyerek o küçüçük vakitlere milyon tane şey sığdırıyordum. Sabah erken kalkıp Uğur uyanana kadar bidolu şey yapıyordum. Şimdi de yapıyorum bazen. Çünkü erken kalkıp iş halletmenin zaman verimliliği açısından çok elverişli olduğuna inanıyorum kendi adıma. Ama artık bunu her zaman yapmıyorum. Bazen de sadece kalkıp bi kahve yapıp verandada oturup sadece keyifle karşılıyorum sabahı. Bolca nefes alıp doğayı izliyorum. Tanık oluyorum çevremde olan bitene sadece. Bu gerçekten günün en huzurlu anı oluyor benim için. İstanbuldayken sabahları erken kalkıp meditasyon yapıyordum. Burada ihtiyaç hissetmiyorum. Sabahları yaptığım o kahve keyifleri gerçek bir meditasyon oluyor çünkü benim için.

Bir diğer yeniliğimiz ise okula bisikletle gidip gelmek 🙂 Müstakil ve bahçeli ev aşkına evimizi merkezin 3,5 km dışında tutmuştuk ve bu durum ilk başlarda çok hoşuma gitmiyordu. Okula arabayla gidip gelme fikrini beğenmiyordum ama bisikletle gitmeyi de gözüm yemiyordu çünkü birazcık yokuş var yolda. Ve yokuşlar bisikletteki kabusum benim. İlk gün bi deniyim diyerek bisikletle gittim okula. Zorlansam da hoşuma gitti. Sonra da bidaha bırakmadım. Ekstra durumlar dışında bisikletle gidip geliyorum okula ve bu durumdan inanılmaz keyif alıyorum. Hem artık daha da rahat kullanıyorum. Havalar müsaade ettiği sürece bisiklete devam.️

Gelelim organik hayata. İlk hareketimiz tabiki hemen bir sütçü ve yumurtacı bulmak oldu. Her hafta düzenli köy sütümüzü ve yumurtamızı alıyoruz. Yoğurdumuzu da kendimiz yapıyoruz tabiki. Bunları İstanbul’da da yapıyorduk gerçi ama tabi burada ulaşmak çok daha kolay oluyor. Geçen hafta da ilk kez beyaz peynir yapmayı denedim. Gayet de güzel oldu. Bundan sonra değişik versiyonlarını demek var kafamda. Spesial bir lezzet çıktığında mutlaka tarifini paylaşacağım 😉

Vee meyve kurusu. Kuru meyve olayını biz biraz abartarak tüketiyoruz diyebilirim. O yüzden bu konuya da el atmamız şarttı. Taşınma telaşından asıl kurutmak için ideal ayları kaçırdık ama en azından erikle bi deneyelim dedik. Şimdilik oldu gibi duruyor. Seneye artık ne bulursam kurutma niyetindeyim 🙂

Kırmızı biberlerimizi de es geçmek istemedim. Komşumuz Fevzi abinin arka tarafta koca bir bostanı var. Bakmaya diye gidip koca bir torba sebzeyle dönünce ben de acı biberleri kurutarak değerlendireyim dedim. Patlıcanlarla kapya biberler de közlenip buzlukta yerini aldı.

Ve geliyorum son denememize. Şarap yapma olayına giriştik. Nasıl olacak bilmiyoruz. İlk defa yapıyoruz ve yapım aşaması biraz zahmetli. Sıcaklık ve içerisindeki meyve şekerinin alkole dönüşme süreci profesyonel aletler olmadan biraz riskli sanırım ama ben olacağına inanıyorum. En azından son aşamaya kadar olması gerektiği şekilde geldik. Bundan sonrasında da bir sorun çıkmazsa artık şaraplar da ev yapımı olacak. Böylece hem doğal hem de oldukça ucuz olacak.

Şarabı şişeledikten sonra en az 2 ay kadar beklemesi gerekiyormuş. İlk şarabı açtığımızda sonuç başarılı olursa hemen onun da yapım aşamalarını ayrıntılarıyla paylaşacağım özel bir yazıda.

Datça’daki organik hayat girişimlerimiz böyle başladı. Her mevsimde yeni bir şeyler denemek mümkün burada. Ben de elimden geldiğince deneyip tecrübelerimi sizinle paylaşmaya devam edeceğim.

Ama şunu anladık ki küçük yerde huzur var, gerçekten nefes aldığımızı ve keyifle yaşadığımızı hissediyoruz buraya geldiğimizden beri. Bizim gibi düşünenler ve o ilk adımı atmaktan çekinenlere söylüyorum. Beklediğiniz ve ertelediğiniz her an için pişman olabilirsiniz. Çünkü huzur gerçekten doğada 😇

Share:

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *